BANA DAİR

Elimde tuttuğum bu mumu ya düşürürsem, ya önlüğümü yakarsam? Hani çocuklar ateşle oynamazdı? Üstelik az sonra arkadaşımın sırasına çıkacağım. Hani sıra tepelerinde dolaşmak yasaktı?Büyükleri anlamak ne kadar da zor… Bir de kartonun üstünde harflere bakmam ve kendi ismimi bulmam gerekiyor. İsmim keşke ALİ olsaydı da hemen bulsaydım. Okuma fişlerimizde hep ALİ var zaten bir de OYA. Şimdi tam dokuz tane harfi yanyana tanımam gerekecek. Önce Z harfi önce Z!

Herkes bana bakıyor! Arkadaşlarım, öğretmenim, büyükler ve annem. Dün hazırlık için mutfaktan hiç çıkmayan ve hep bana “saçınbaşın dağılmış yine” diyen annem ne de güzel olmuş. Annemle saçlarını böööyle kabarttırmak için gittiğimiz adam varya bana hep makası gösteren, işte o yapmıştır kesin. Kestirmeyecem hatta yerlere kadar uzatacağım saçlarımı, hatta böyle merdivenlerden aşağı sarkıtacağım,gazoz aldığım bakkal varya işte oraya kadar uzatacağım! Babama söylesem zaten döver o adamı.Ama o zaman annem saçını ööööyle kabarttırmaya bir daha gidemez ki. Söylemesem mi? Gerçi babamın arabalar yüzünden vakti olmaz. Kuş isimli arabalar satıyor babam. Ne komik! Şahin, Doğan, Kartal…Doğan, Kartal, Şahin…ötekisi neydi? Üff..

Zaten okumayı yeni sökmüşüm ne demek istiyor acaba annem öyle konuşmadan? Gözünü kırptı, kaşını kaldırdı, dudakları büzüşüyor…Anlamıyorum işte anlamıyorum!Ama mesela terlik fırlattığında bana çok kızdığını biliyorum. Sonra bir de “vuramadıkiiiii vuramadıkiiiiii” diyorum daha da çok kızıyor. Anne çok komik görünüyorsun, arkadaşlarım benimle dalga geçecek!. Hem doğduğumdan beri yani tam yedi yıldır birşeyler öğreniyorum, çok değil mi bu kadar dil bilgisi? Ağbim de ablam da bana sürekli birşeyler öğretmek istiyorlar, en küçüğüm ya bana büyük olduklarını göstermek için. Bir de “tekne kazıntısı” demek ne demek onu söyleseler… Hem onlar öğretmeseler de ben öğrenirim. Kalemim var, okuma fişlerim var, kitaplarım var, defterlerim var hem de öğretmenim var! Hııııı “ Buraya bak” ve “ Gülümse” diyorsunuz hepiniz, şimdi anladım. Ama elimde tuttuğum şu şeyle bunu yapabilmek hiç de kolay değil.Neyse son turdayım. Son tur muydu?

Öğretmenim; “Bu mumu tutup, sınıfın içinde sıraların yanlarından geçerek iki tur atacaksın. Sonra arkadaşının sırasına çıkıp ismini bulacaksın. Ve sana vereceğim kırmızı kağıdı isminin üstüne yapıştıracaksın.Mumun yanmaya başlayacak. Bu mum senin artık okumayı sökmüş bir çocuk olduğunun ve aydınlık yolda ilerleyeceğinin göstergesi” dememiş miydi? Peki ama bu ilk tur muydu yoksa son tur muydu?Kesin ilk tur. Öğretmenim…

Hem ben çok sıcakladım. Yazın çok büyük sıcak oluyor ya heryer, Nimetler yaylaya gidiyor, işte o zaman gibi sıcakladım. Burada hiç kar yağmaz ki soğuyalım. Tatildeki amca bir dahaki yaza kendisine buradan pamuk getirmemi söylediğinde “sizin orada kar olmaz ama kar beyazı pamuklar olur” da dememiş miydi? O amca böyle dedi diye mi kar yağmıyor acaba?Ama benim doğdum zaman varya işte o zaman Sahara Çölü diye varmış böyle çok sıcakmış oraya bile ilk kez kar yağmış, agbim dedi. Zaten çok akıllı benim ağbim herşeyi bilir. Saçımı kesmek isteyen adamı o döver mi acaba?Ablam kesin dövmez çünkü o insanlara hep iyilik yapar. Keşke ablam She-ra olsaydı?

Nihayet sıra tepesine de çıktım. Hem de tenefüste değil derste, öğretmenimin gözünün önünde! Arkadaşlarımın anlattığı gibi zevkli birşey değil. Bak benden önce bir kaç arkadaşım bulmuş ve yakmış mumunu. “Okumayı erken sökenlerden” demişti öğretmenim anneme. Ben o sırada Çokoprensimi kemiriyordum ama duydum.Zaten ben duyarım ama duyduklarımı söylemem kimseye. Hem keşke geç sökseydim şu okumayı. Herkes bana böyle tuhaf tuhaf bakmazdı belki. Hıh buldum buldum ismimi buldum. Annem ve o teyzelerin hepsi yine bana sesleniyor. Babamın dediği “Önemli olan zoru başarmak” sanırım böyle birşey, böyle birşey mi acaba?Evet evet bence böyle birşey. Başka ne zorluklar olabilir ki?Büyüyünce zaten herşeyi yapabiliyorsun…

Mumun ucunu da yapıştırdım ve mumumu yaktım!

Masucuktan yansa da mumum, sanki bakınca gözlerim parlıyor. Ben artık okuyabilen ve yazabilen çocuğum.Aferin bana! Acaba çıkışta annemle kırtasiyeye gitsek bana aferin ödülü olarak yeni kalemler alır mı?Ucu çıtçıtlardan hayatta almaz biliyorum. Ben onları kullanamazmışım.Ucu sıçrayarak gözüme girermiş Allah korusun! Olsun büyüyünce cok param olunca alırım ben de. Hepsini alırım kalemlerin heeepsini. Hepsiyle de yazarım.Hem benim kalemim ben ne söylersem ne demek istersem onu yazmaz mı? Yazar yazar. Buldum!Artık büyüyünce ne olacağımı soranlara cevap buldum! Ben büyüyünce “yazan” olacağım. Acaba annem bana puf ve çokomel de alır mı? Alır alır. Neden almasın ki…Bugün benim okumayı sökme günüm.Hem yazan olmaya da karar verdim, kesin alır.

“Ben kim miyim? Kimim ki ben?
“Ben Zeynep, Zeynep ben…”

Ruhumun Kalemi, benim harflere yansımamı anlatan en iyi tanımlamalardan bir tanesi…Yazı yazmayı seviyorum. Kendimi en iyi bu şekilde ifade ettiğim doğrudur. Zaten eğitim süreçlerimi de bu yönde tamamladım. Ardından yaşantımın mesleki kısmı da başka yönlere sapmadan bu şekilde devam etti. Anlayacağınız, çocukken hediye ve not kâğıtlarına döktüğüm harfler, öğrenciliğimde bolca hazırladığım kompozisyonları ve sınavlardaki dolu dolu metinleri yarattı. Sonra sahip olduğum unvanlar ile hem sanal hem de gerçek dünyada türlü türlü yazdım. Yeri geldi Türkçe yeri geldi İngilizce. Yazı yazmakla kalmadım; yazılanları derlemeye, toplamaya, çevirmeye hatta kontrol etmeye başladım…

Bu başlangıç sanırım ömrümün bitiş çizgisine kadar devam edecek…

“Doğduğum andan beri öğreniyorum ve öğretiyorum…

Ruh, beden ve akıl üçlüsüyle ayrı ayrı ya da bir arada çalışıyorum…”

Bitiş çizgisine doğru ilerlerken sıkça kendimi keşfe çıkıyorum. Bu keşiflerde elde ettiklerim gösterdi ki yazı yazdığım kadar yapmaktan zevk aldığım ve yapabildiğim başka şeyler de var… Mesleğim dışındaki ilgilerimi de göz ardı etmiyorum. Onları da işim olarak benimsedim. İlgi alanlarımın mesleğimle bütünleşmesi benim başka ben’ler ile tanışıp ortaklık etmesi gibi.
Bu ortaklıkların hiçbir zaman feshedilmemesini umuyorum…

“Bir Yaradılışım var bir de şahsıma katılmışlıklarım…
 Benden bir taneyim ve de herkesle birim ”

 

 

GEÇMİŞ ZAMAN
Renk paletine bolca dokunulmuş bir tablo benimkisi. Şükürler olsun, canlı renkleri bolca. Bu durumda geçmişi anımsarken yüzümde pek çok kez tebessüm oluşmakta, kalemime de neşe katmakta. Yaş ilerledikçe geçmişe özlem duyma fikrine saplanmanın şimdiki zamanı fazlasıyla yok ettiğini öğrendim. Saplanılmış yerden çıkmalı ve anları çoğaltmalı. Şimdi geçmiş için böyle düşünüyorum, batmasını da çıkmasını bilen biri olarak.

ŞİMDİKİ ZAMAN
Geçmişin, şimdiki ve gelecek zaman sıralamasında ortanca olması yüzünden arada kaynadığına inandırmak istiyorum kendimi; lakin türlü türlü öğüde ve tecrübeye rağmen şimdiki zamanın geçmiş zamana dönüşmesi çok kolay oluyor. Serbest çalışmaya başladığımdan beri şimdiki zaman ile sohbetlerimi sıklaştırdım. Gelecek zaman yüzünden kendisini sıkça ihmal etmem gücendirmiş kendisini. Önce bir ajanda aldım sonra da hergün beraber planlar yapacağımızın sözünü vererek gönlünü. Farketmenin mutluluğu içerisindeyim. Gücendirmemek dileğiyle…

GELECEK ZAMAN
Yıllarca tarafımdan torpilli olmasına rağmen beni umutlandırmaktan öte kaygılandırdı durdu. Sitem etmiyor, fazla yüz verdiğim için suçu kendimde arıyorum. Daha görmeden bilmeden haddinden fazla hakkında düşünür ve düşündüğünü de hissettirirsen olacağı budur. Göz ardı etmeden, sürekli de gözönünde tutmadan hareket etmekte fayda var. Şimdiki zamanda böyle düşünüyorum; umudun da kaygının da dozunda yaşanması gerektiğini bilen biri olarak…

 

error: Ruhumun Kalemi - İzinsiz Kopyalanamaz!