Gözümü yere dikmiş sıranın bana gelmesini bekliyordum. Ara sıra da başımı kaldırıp en sevdiğim şeyi yapıyordum; etrafı inceliyordum. Beklediğim alanda neredeyse her bankaya ait bir bankamatik ve her ne hikmetse hepsinin başında da sırasını bekleyen kullanıcıları vardı. Bir Pazar günüydü ve henüz sabahın erken saatleriydi. Alışveriş merkezi açılalı şunun şurasında ne olmuştu ki?

Önümde benimle aynı bankamatikte işlem yapmak için bekleyen üç kişi vardı. “Umarım işleri çok uzun sürmez.” dedim içimden, içim çok sıkılmıştı. Tam bunu söylemişken, gözüm bankamatiklerin birinde işlem yapan bir kadına takıldı. İşte o kadın, bu yazının kahramanıydı!

Saçının kırmızılığını da dahil edersem üstünde her çeşit renk vardı. Giydiği botlardan birinin bağcıkları yapılmamış halde yerlerde sürünürken, diğerininki fiyonguyla gayet düzgün bir halde duruyordu. Aynı şekilde, kabanının yakasının bir tarafı dimdik dururken, diğer tarafı büzüşmüş bir halde içeri dönüktü. Üst bedenine göre oldukça ince kalan bacakları, yeşil renkli boru paça pantolonun içerisinde öyle bir kaybolmuştu ki sanki kalçasından aşağı içi boş kumaşlar sarkıyordu. Omuzlarında olan kıvırcık saçı kafasından taşıyormuşçasına kabarıktı.

Panik içerisinde çantasını açıyor ardından kapatıyor, ekrana bir süre bakıyor sonra da çantasını tekrar açıyordu. Arada da klavyede tuşlara basıyordu. Aslında arkasında onu bekleyen kimse yoktu hatta tek onun arkasında bekleyen kimse yoktu ama sanki arkasındaki kişileri bekletmemek için stres içerisindeydi. Bir ara gözlerimi onun üzerinden çekip başka tarafa çevirdim, o an gördüm ki o kadını inceleyen tek kişi ben değildim.

Tüm bunlar olup biterken, önümdeki kişilerden bir tanesi daha işlemini yapıp gitmişti. Bakışlarımı tekrar kadına çevirdim. Para çekme işlemi gerçekleştirmiş olmalıydı çünkü bankamatiğin para ünitesi açıldı. İçinde duran kâğıt paraları aldı ve aldığı gibi hepsini çantasının içine attı. Kendisi farkında değildi ama bankamatikten parası gelmeye devam ediyordu. Bozuk paralar teker teker üniteye düşerken kendisi çıkan sesi duymuyordu. Neyse ki bekleyenlerden biri kendisini uyardı. Durumu anlayınca, çantasını sol tarafında duran ve artık başında kimse beklemeyen başka bir bankamatiğin klavyesinin üstüne hızlıca koydu. Daha sonra yeniden işlem yaptığı bankamatiğe dönerek tüm bozuk paraları tek avucuna doldurdu. Eğri büğrü duran çantasına yanaştı ve boştaki elini çantasının içine daldırdı. Islak mendil paketini tek elle bulmayı başarabilmişti. Ve aynı şekilde o paketten bir tane mendil çıkardı. O esnada diğer elinin avucuna zar zor sığdırdığı paralardan birkaç tanesi yere düştü. Az önce bozuk paraları kendisine gösteren kişi, kadının diğer tarafındaki bankamatikte işlem yapıyordu. Eğilip paraları topladı ve kadına uzattı. Hoş kadın bir süre onu da fark etmemişti. Sadece onu mu? Bankamatikteki kartını almayı da unutmuştu. Bu sefer önümdeki kişi kadına bankamatikte kartını bıraktığını hatırlattı. Sanki ortamdaki herkes kadın için seferber olmuştu. O ise tüm bunlar olup biterken, bozuk paralarını ıslak mendille silmeye başlamıştı. Durdu, adamın uzattığı yere düşmüş olan paraları yüzünü ekşiterek aldı. Sanki o paralar, artık diğerlerinden daha da kirliydi. Bir süre sonra işlem menüsünde kalmış olan ekrandan çıkarak, kartını bankamatikten geri aldı. Sonra kaldığı yerden paraları teker teker silmeye devam etti. Sıra bana geldi. Bankamatikten paramı çektim. Parayı cüzdanıma yerleştirirken, göz ucuyla yine kadına baktım. Büyük bir özenle paraları silmeye devam ediyordu. Gözü kimseyi görecek halde değildi… Ben onun gözlerine baktım; mat bir siyahlık gördüm. Daha sonra fark ettim ki sildikçe parayla birlikte gözleri de parlıyordu…

—————————————————————-

“Para pistir.” zihniyetiyle büyütülen çocuklardan biriyim ben. Paraya dokunur dokunmaz annemin ya da babamın uyarısıyla hemen elimi yıkamaya gönderilirdim. “O paraya günde kaç kişi dokunmuştur kim bilir. Para mikrop.” derdi babam. Kastettiği paranın kendisi değildi belki ama para pisti bir kere…

Bu yazıyı, üstteki bölümü, çok zaman önce yazmıştım. Yazıda karaktere odaklanmıştım ve yazının sonu ucu açık kalmıştı. Dolayısıyla yazıyı taslak klasöründe beklemeye almıştım. Açıkçası sonra da varlığını unutmuştum. Yakın bir zamanda bolluk ve bereket ile alakalı bir kitap okudum. Parayı algılama biçimimizde kodlamanın önemini gördüm.

“Para pistir.”

“Para elimin kiridir.”

“Azıcık aşım ağrısız başım.”

Daha neler var neler… (Daha neler olduğunu da başka bir yazıda anlatacağım.)

Anlayacağınız zavallı para, üstünde taşıdığı rakam her ne olursa olsun, kodlarımız karşısında değerini kaybedip duruyor. Sanki o ne kadar kıymetsiz olursa biz o kadar kıymetimizi arttırıyormuşuz gibi hissediyoruz. Bir de ağzımızı yaya yaya gururla “Ben paraya hiç değer vermem” diyoruz ya hani… Sonra da “Aman efendim parasızlık da şöyle de böyle de…” Değer vermediğin şeyden değer görmen mümkün mü? Sen ona “tü kaka” diyeceksin o seni alacak baş tacı edecek… Bence bu ilişkiyi yeniden gözden geçirmekte fayda var…

Islak mendille parayı silen ana karakterim, kim bilir zamanında neler öğrendin ya da deneyimledin…

Seni hatırlamak için önce okumam gerekiyormuş.

Varlığın bir örnek, karşılaşmak ise tesadüf değil…

Teşekkür ederim.